Son Dakika
24 Ekim 2017 Salı

Hiv Nedir? Nasıl Bulaşır?

Haber Revizyon Dergisi Temmuz 2017

10 Temmuz 2017 Pazartesi, 10:52

Hiv Nedir? Nasıl Bulaşır?

HIV (İngilizce: Human Immunodeficiency Virus / İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü), AIDS’e yol açan virüstür.

HIV , bağışıklık sistemine zarar vererek hastalığa neden olur.

Vücudu mikroplardan koruyan bağışıklık sistemi çalışmadığında, mikroplar daha kolay hastalığa neden olabilir.

Kanında HIV bulunmayan kişiler HIV negatif kişilerdir. Kanında HIV virüsü bulunan kişilere “HIV pozitif” veya “HIV enfeksiyonlu” denir.

Bu kişiler aynı zamanda kanında antikor bulunan anlamında sero (anti-HIV, veya bilinen ismiyle ELISA testi) pozitif kişilerdir.

Ancak ilk bulaşma döneminde seronegatif kişiler aynı zamanda enfeksiyon taşıyan kişiler olabilirler.

AIDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome, Sonradan Edinilen Bağışıklık Sistemi Bozukluğu) anlamına gelir.

Sonradan Edinilen ifadesi hastalığın irsi olmadığını anlamına gelmektedir.

 

Bağışıklık Sistemi Yetersizliği ifadesi ise vücudun bağışıklık sisteminin çökmesi anlamına gelmektedir.

 

Sendrom kelimesi ise bir başka hastalıkla bağlantısı olabilecek çeşitli hastalıklar anlamına gelmektedir.

 

Bir HIV taşıyıcısı hastaymış gibi görünmeyebilir veya taşıyıcı kişi kendini hasta hissetmeyebilir, HIV virüsü taşıdığını bile bilmeyebilir.

 

Çünkü, HIV taşıyıcılarında semptomların ortaya çıkmasına ve ölüme yol açan şey HIV’in kendisi değil, vücudun bağışıklık sisteminin çökmesiyle tamamen savunmasız kaldığı diğer enfeksiyonlardır.

 

Virüsün Yapısı

 

Virüs tek sarmallı RNA yı çevreleyen p24 proteinlerinden oluşan kapsit, bunun dışında küçük bir matriksi çevreleyen kılıftan oluşur.

 

Kılıfta virüsün antijenik yapısını belirleyen glikoproteinler bulunur.

 

HIV virüsünün üç glikoproteini vardır.

 

Bunlar:

 

gp160: Proteaz enzimi ile alt üniteleri olan gp120 ve gp41’e bölünerek iki ayrı glikoprotein oluşur. Bu proteinler virüsün membranında bulunurlar.

 

gp41: HIV’in hücreye girmesini sağlar.

 

gp120: HIV’in DNA’ya tutunmasını sağlar.

 

LEDGF: HIV’in DNA’ya nasıl gireceğini belirler.

Nasıl Bulaşır?

Cinsel İlişki

HIV virüsü bulaşabilmesi için, virüsün dış ortam koşullarında bozulmayacağı kadar kısa bir süre içinde bir kişiden diğerine nakledilmesi gerekir.

 

Bu da virüsün diğer vücut sıvılarının içinde bir kişiden diğerine iletilmesi ile gerçekleşebilir.

 

HIV virüsü cinsel ilişki, direk kan teması, organ nakilleri ve anneden bebeğine olmak üzere dört yolla bulaşır.

 

Damar Yolu İle

 

HIV virüsü taşıyan birisiyle kontamine bir iğne paylaşılırsa, virüs bulaşabilir.

 

(Bu intravenöz (damardan) uyuşturucu bağımlıları arasında HIV’in en önemli bulaşma yoludur.)

 

Dövme ve vücuda piercing yaptırma işlemlerinde kullanılan iğneler, kontamine ise HIV bulaşabilir…

 

Kan ve Organ Nakli

 

Gerekli araştırma testleri yapılmamış organ, kan ve kan ürünleri nakli yoluyla da HIV virüsü bulaşabilir.

 

Bu durumun engellenmesi için her türlü organ, doku, kan ve kan ürünleri nakli öncesi nakle engel hastalıklar yönünden alınan materyaller kabul eden merkezler tarafından dikkatle kontrol edilir.

 

Araştırma testlerinin pencere döneminde bulunan hastalarda yalancı negatif sonuç vermesi halinde, bulaşma gerçekleşebilir.

 

Anneden Bebeğe

 

HIV virüsü taşıyıcısı bir anne, virüsü bebeğine anne sütü aracılığıyla bulaştırabilir.

HIV Testleri

HIV vücuda girdiğinden itibaren, vücutta bununla savaşmak için özel antikorlar oluşur.

 

Kandaki bu antikorların ELISA testi (indirekt tanı methodu) veya direkt virüsün proteinlerini tespit eden PCR testi (Direkt Tanı Metodu) gibi tarama yöntemleriyle saptanma çalışmalarıdır.

 

Anti-HIV antikorların ELISA yöntemiyle ölçülebilecek düzeye ulaşması için en az 3 aylık bir süreye (pencere dönemi) ihtiyaç vardır.

 

Bu nedenle test, bulaşma olduktan 3 ay sonra yapılmalıdır.

 

PCR yönteminde ise bu süre 3 haftaya kadar düşmüştür.

 

Anti-HIV testinin pozitif olması, kanda HIV virüsüne karşı antikorların olduğunu gösterir.

 

Ancak anti-HIV testinin yalancı pozitif çıkma ihtimali de vardır.

 

Bu nedenle, kişinin HIV pozitif olduğunun söylenebilmesi için, Western blot testi denen doğrulama testinin de yapılıp sonucunun pozitif olması gerekmektedir.

 

Anti-HIV testi, üniversite hastanelerinin mikrobiyoloji laboratuvarlarında, sigorta ve devlet hastanelerinin laboratuvarlarında ve özel laboratuvarlarda yaptırabilir.

 

Son zamanlarda HIV virüsünün kandaki varlığının direkt kantlanması PCR (polymerase chain reaction = polimeraz zincir reaksiyonu) yöntemi ile de yapılabilmektedir.

İlk Karşılaşma

Belki bilinçli olarak, belki dolaylı yollardan belki de tamamen tesadüflerin bir eseri olarak Anti-HIV testi yaptırdınız ve sonuç kağıdı elinize geçtiğinde virüsü taşıdığınızı öğreniyorsunuz. Bunu öğrenmek, o an için çok korkunç olabilir. Çünkü çoğu insan gibi belki siz de HIV ve AIDS kelimelerine çok yabancısınız veya bildikleriniz de AIDS’i hep ölümle beraber kullanan gazete ve televizyonlarla sınırlı. Artık yeni bir döneme giriyorsunuz ve birçok yeni şey öğreneceksiniz. Ama ilk başta öğrenmeniz gereken şey: HIV taşıyıcısı olmak, ölüm demek değildir.

 

Her HIV taşıyıcısı (HIV Pozitif) aynı zamanda AIDS gelişimi de görülmüş kişi demek değildir. AIDS, taşıyıcı bir kimsenin HIV nedeniyle ciddi enfeksiyonlardan birini geliştirmiş ya da kan testleriyle ölçülebilen bağışıklık sistemi hücrelerinin virüs tarafından yüksek düzeyde tahrip edilmiş olmasıyla tanımlanabilir.

 

Günümüzde AIDS’in kesin bir tedavisi yoktur ancak hastalık çeşitli ilaçlarla büyük oranda kontrol altına alınabilmekte ve HIV Pozitif insanlar uzun yıllar boyunca sağlıklı olarak kalabilmektedir.

 

HIV Pozitif kişiler, tedavilerini ve kontrollerini aksatmadıkları sürece diğer insanlar gibi sağlıklı hallerini koruyabilme şansına sahiptirler.

 

Dünyadaki HIV taşıyıcısı kişi sayısı milyonlarla ifade edilmekteyken, ülkemizdeki istatistiklere göre yüzlerce HIV Pozitif insanımız vardır. Gönüllü katılımcıların da desteğini düşünerek bir başka bilmeniz gereken şey, yalnız olmadığınızdır.

HIV vücudunuza nasıl etkiyor?

HIV – virüslerin genel bir özelliği olarak- varlığını sürdürebilmek için vücudunuzdaki sağlıklı bir hücreye ihtiyaç duymaktadır.

 

HIV’in hedef aldığı hücrelerse, normalde insan vücudunun bağışıklık sistemi içinde yer alan ve hastalıklara karşı vücudu koruyan hücrelerdir.

 

HIV, hedef aldığı bu hücreleri (CD4 lenfositler veya yardımcı T hücreleri) çeşitli aşamalarla istila eder, hücrenin yönetimini ele geçirir, hücre içinde kendi kopyalarını yaratır ve en sonunda da hücrenin ölümüne sebep verir.

 

Hücrenin ölümünden sonra, oluşturulmuş kopyalar tekrar başka sağlıklı hücrelere yapışır ve bu böyle devam eder.

 

Bu döngü içinde, bir yandan HIV kendini kopyalayıp çoğalırken, diğer taraftan da vücudun bağışıklık sistemini oluşturan hücreler gittikçe azalmaktadır.

 

HIV tedavisinin genel prensibi, virüsün bu anlatılan işleyişindeki basamaklardan birini engellemek ve böylece bağışıklık sistemini korumaktır.

 

Eğer gerekli tedavi uygulanmıyorsa, bir noktadan sonra bağışıklık sistemi işlevini kaybedecek ve sağlıklı bir insan için kolaylıkla atlatılabilecek hastalıklar, hayatı tehdit edecek şekilde ciddi bir hal alacaktır.

Tedavisi Nasıldır?

 

HIV/AIDS’in tedavisinde olumlu gelişmeler vardır.

 

Günümüze kadar bulunan ilaçlardan farklı etki mekanizmalarında olanların ikisinin ya da üçünün birlikte kullanımıyla HIV pozitif kişilerin kaliteli ve uzun bir yaşam sürebilmeleri sağlanmaktadır.

 

Tedavi doktor kontrolünde ve kesintisiz olarak yaşam boyu sürdürülmelidir.

 

Bu ilaçlar çok pahalıdır.

 

Ancak, şu anda Türkiye’de saptanmış Aids hasta sayısının az olması da önemli faktör olmalı ki; Bağkur, SSK, Emekli sandığı, Yeşil Kart gibi Sigortalar aylık masrafın 1000-1500 USD olduğu ilaç maliyetlerini karşılamaktadır.

 

Aids şüphesi olanlar derhal ELISA testi yapmalıdırlar ki uzun süreli hayat sürme imkânını yakalayabilsinler, her hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta da erken tanının faydası çok büyüktür.

 

HIV virüsünü kapmak her şeyin sonu değildir, isteyen hastalar Aids Savaş Derneğinden psikolojik destek de alabilirler.

Tedaviye Direnç

 

Kullanılan antiretroviral ilaçlar, vücuttaki virüsün kendisini çoğaltmasını büyük oranda yavaşlatır ancak tamamen durdurmaz.

 

Tedavi sürecinde ilaçları alıyorken bile bir kısım virüs kendini çoğaltmaya devam eder.

 

HIV kendini hızlı bir şekilde çoğalıtırken bu çoğalma sırasında sıklıkla küçük hatalar yapar.

 

Böylece her bir yeni nesil virüs, bir öncekinden hafif şekilde farklılıklar içerir.

 

Virüsün yapısındaki bu küçük farklılıklar mutasyon olarak adlandırılır.

 

Virüste meydana gelen mutasyonların bir kısmı, virüsün anti-HIV ilaçlarının hedef aldığı kısımlarında meydana gelir.

 

Bunun sonucu olarak; bir kısım virüs kullandığınız ilaçlardan etkileniyorken, bu tip bir mutasyon geçirmiş diğer bir kısımsa ilaçlardan bir önceki nesil kadar etkilenmemektedir.

 

İşte bu olay direnç olarak adlandırılır ve dirençli virüsler ilaçtan etkilenmeden kendilerini çoğaltabilirler.

 

İlaçlara karşı direnç gelişimi görülmüş kişide kandaki virüs miktarı artar ve hasta olma ihtimali de yükselir.

 

İlaçlara karşı direnç gelişimi, tedavinin başarısız olmasındaki en büyük etkendir ve böyle bir durum uygulanan tedavinin değiştirilmesini gerektirir.

HABER REVİZYON DERGİSİ TEMMUZ 2017

Yorumlar

yorumlar

You must be logged in to post a comment Login

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz