Flamenko

Dansları, bedenleri, şarkıları, sesleri olmuş bir kültürün Çingene çocuğudur FLAMENKO.

 

Bu kültürün kökleri ise Hindistan’a; yolculuğa çıkışlarının tarihi ise beşinci yüzyıla kadar uzanmaktadır. Göçün başladığı tarihten itibaren geçtikleri topraklar arasında İran, Ermenistan, Anadolu, Kuzey Afrika vardır; ulaştıkları son nokta İspanya’nın Endülüs Bölgesi’dir.

Çingeneler İspanya’ya iki koldan girmişlerdir. Bizans ve Balkanlar’dan geçen kol kuzeyden; diğer bir bölümü ise Kuzey Afrika’dan geçerek Fas’tan Güney İspanya’ya ulaşmışlardır. Tabii beraberlerinde müziklerini, yaşam biçimlerini, mesleklerini de getirmişlerdir. Getirdikleri bu müzik, Hint, Bizans, Afrika, Fas, Arap etkisinin de pay sahibi olduğu bir kültür karışımının sonucudur. Ancak geldikleri yer de Endülüs’tür. Bu sebeple tüm bu göçün sonucunda Endülüs’te doğan Flamenko ne tam anlamıyla Çingene ne tam anlamıyla Arap ne de tam anlamıyla İspanyol’dur. Hepsini içinde yaşatan bir bütündür.

Yerel bir dans ve müzik olan Flamenko’nun tüm dünyada popüler olması belki de bu denli zengin kültür birikimini içinde barındırıyor olmasındandır.

Günümüz Endülüs’üne (Andalucia) baktığımızda ise Çingenelerin ve Çingene olmayanların Flamenko’ya dağılımı zencilerin ve beyazların Caz’a (jazz) dağılımına bir benzerlik gösterir.

Toplum tarafından dışlanan Çingenelerin uğradıkları haksızlıklara, ezilmişliklerine bir başkaldırı, bir çığlık, bir ağıt ya da ironik bir biçimde dalga geçmedir Flamenko. Bu yüzden de genellikle şarkı sözlerinde anlatılan, yalnızlık, ölüm, gözyaşı, sevgiliye duyulan özlem, aşk, sevgi ve coşkudur.

Müzik uzmanları ve araştırmacılarına göre, Flamenko’nun yaşayan belleğiyle 18. yüzyılın ötesine gitmemiz pek olası değildir. Yani Flamenko’nun ayırt edilebilen tarzı, en fazla iki yüz yaşındadır. Bu kültürün müziğinin ve dansının dünyada tanınması ise 20. yüzyılın ikinci çeyreğine denk düşmektedir. Flamenko’nun dünyada bilinirliğini sağlayan ne bir reklam kampanyası ne festivaller ne de sanatsever burjuvalar vesilesiyle olmuştur. Flamenko’nun tarihine tamı tamına uygun bir ironi yatar bu bilinilirlik hikayesinin altında.

Franco’nun İspanya’yı kurnazca, ancak merhametsizce yeniden şekillendirme politikasından Flamenko da nasibini almış; içi boşaltılmış, kozmetik yollarla rötuşlayarak eğlencelik, apolitik bir uyuşturucu olarak Futbol ve Fiesta’nın yanında bir yer verilmiştir. Buna karşın kendine benzemeyen dile, dine, kültüre, ten rengine katlanması olmayan Franco’nun sabit hoyrat İspanya’sında açık yüreklilikle “Ben bir Çingeneyim” diyenler sürgün edilmişlerdir.

İşte bu sürgün edilenlerin başka ülkelerde (ABD, Fransa, vs.) şarkılarını söylemeye ve danslarını etmeye devam etmeleriyle Flamenko dünyada tanınır bilinir hale gelmeye başlamıştır.

Türkiye’de ise biraz daha turistik bir algılayış söz konusudur. Şarkı ve gitar seslerinde bize çok yakın nağmeler hissederiz ama biraz mesafeliyizdir bu insanların acı, sevinç, hayat yüklü seslerine. Dansını daha çabuk sevmiş ve kabullenmişizdir.

Bin yıllar alan yolculuğun Türkiye’de iz düşümlerine 60’lı 70’li yıllarda moda olan İspanyol etkisiyle rastlarız: Fandangolar, Hilton’da ağırlanan İspanyol Kumpanyalar, bundan etkilenen Yeşilçam Sineması… Yahya Kemal’in kaleminden Münir Nurettin’in güzel sesinden Endülüs’te Raks; Timur Selçuk’tan “İspanyol Meyhanesi”; Doğan Canku’dan Flamenko etkili “Sonsuza Dek&Ayrılık” albümü…

Dans alanında, bu kültüre seyirci kalmayı bırakıp içine girme çabalarının olduğu dönemler ise çok yakındır: Özel okulların Flamenko dans kurslarını başlatması bu kültüre olan mesafemizi zorladığımız vakitler 1997’ye tarihlenir. Şimdi ise türkülerimizin ve danslarımızın içine misafir edip evlerimizin önünü Flamenko boyalı olarak dinlemekte, “Zil, şal, gül” ile raks etmekteyiz…

haberrevizyon aralık 2012 flamenko 1 haberrevizyon aralık 2012 flamenko 2

HABER REVİZYON DERGİSİ ARALIK 2012

 

Bir cevap yazın